[/url]

Gönderen Konu: Yemli lüfer avı  (Okunma sayısı 8788 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cebrail ERDOGAN

  • Yönetim
  • Avdayız Üye
  • *****
  • İleti: 875
  • Cinsiyet: Bay
    • avdayiz
    • E-Posta
Yemli lüfer avı
« : 17 Haziran 2012, 02:17:37 »
Lüfer, bilhassa kıyıdan en zevkli şekilde yemli olarak yakalanır sanıyorum. Bunun temel sebei, lüferin pek çok gezinip duran bir balık olmasıdır. Eğer lüfer önünüzde bir sürüye dadanıp onu bitirmeye niyetlenmediyse, çabucak orayı terkedip gider.

Bu yüzden akşama kadar kıyıdan sahteyle atıp çekmek pek zahmetlidir. En iyisi, yem kullanıp lüfr kandırmaktır.

Lüferi yemli ile yakalamak ise başlı başına başka bir sorundur. Çünkü lüfer sürü olarak tüm sürüye yetecek kadar bol görünen avları tercih eder. Ve bu durumda da genel olarak belli bir türe yoğunlaşır. Başka yemleri pek kabul etmez.

Şimdi buradaki olay aslında biraz yanlış anlaşılan bir husustur. Benim gözlemlerim konunun o kadar basit olmadığı yönünde.

Aslen lüfer çok fazla yem seçen bir balık değil. Hatta hiç değil. Fakat şöyle bir olgu söz konusu. Diyelim ortamda bolca istavrit var. Lüfer bu durumda en az bir kaç istavrit yemiş olur. Bu da istavridin görüntü şablonunu aklında tutmasına sebep olur. Eğer yeminiz istavrit ise, onu biraz önce yediği, ortalıkta ondanda bolca olduğu için tereddüt etmeden kabul eder. Kolayca saldırır.

Fakat siz bunların içine izmarit yemiyle girdiğiniz diyelim. Lüferin yem olarak sizinkini algılaması biraz güç olacaktır. Çünkü kafasındaki yem tanımına uymamaktadır.

Bu zaten bahsedilen yem seçme konusu değil miydi? Biz farklı bir şey mi söyledik? Hayır, ama biraz eksikçe söyledik. Genel olarak takımlarımız vs. pek fazla etkin, etkili değil. Takıma takılmış olan yem, lüfere çok cezbedici gelmiyor. Ya iyice acıkmış filan olacak ki, saldırsın. Velakin eğer biz aşağıda onun yediği yemi salmışsak durumun rengi bir hayli değişiyor. Lüfer zaten onu yem olarak görüyor. Bu sayede kolayca saldırıyor. Bu pilav yerken arada taş çıkmasına benziyor. Normalde biz taşla pilavı ayırırızda, o hengamede bakmak aklımıza gelmez.

Lüfer içinde durum böyle. Daha demincek ikiye bölüp yediği şeyden bir daha gelmiş, neden tereddüt etsin ki? Biraz ona benziyor olması bile kafi gelecektir. Kısacası, lüferin belli bir yeme dadanma ve detayları boş verme olayı aslında bizim için bir avantaj. Takımımızın eksiğini kapatıyor.

Ama siz etkili bir takım yapmışsanız, yeminiz lüfere her koşulda "gel beni ye" diyerek davetkar bir duruş gösteriyorsa o zaman yeminizin ne olduğu çokta önemli değil. Her durumda iyi netice alırsınız.

Ama her yem gel beni ye demez. Bunun için afilli yemler ve onları cillop gibi gösterecek kıyafetler kullanmamız gerekiyor.

Canlı yem konusu ayrı bir husus. Ona ayrı bir başlık açmak lazım. Zoka neslide bir diğer husus. O da ayrı bir başlığı hakediyor. Bütün yem, yada şakşak yem konusuda biraz fazla şişrecek başlığı. Bu başlıkta sadece yaprak yemle lüfer avına odaklanmak en doğrusu.


Avlağa ulaştınız. Önce bir hissetmeye, keşfetmeye çalışın. Balık biraz kıtsa, lüfer açtır. Bu durumda küçük yeme itibar eder. Ama mesela boğazda, lüfer hemen her zaman yiyecek bir şeyler bulur ve aç olmaz. Bu da büyük yeme itibar edecek demektir. Küçük yem, lüferin ağız açıklığı ile yutak boyundan daha küçük olan yem demektir. Büyük yem ise, boyu lüferin boyusunun yarısı kadar olan yem.


Buna göre bir hesap yapın. Ne mevsimi? Çinekop mu, lüfer mi? Kofana mı? Ona göre yem boyunu ve kullanılacak yemi seçin.

Yem seçimi çok kritik değildir. Temel olarak, merada en çok bulunan balık, bulması en kolay yemdir. Bu aynı zamanda lüfer içinde geçerlidir. Hamsi ve istavrit bu konuda önde gider, Marmara için. Diğer yandan zarganada bulması kolay ve yem olarak etkinliği gayet yüksek bir balıktır.

Lüferin, bilhassa lüfer ve büyüklerinin tatlı/acı suları sevdiğiniz biliyoruz. O nedenle dere ağızlarında bolca bulunan istrongilos ve kefalde son derece etkili yemler olur. İzmarit, çok etkili olmaz. Fakat makul bir yemdir. İzmariti etkisiz kılan, şakşak veya yaprak yem olarak hazırlanmasının güçlüğüdür. Buna karşılık izmarit canlı yem olarak en etkili yemlerden biridir.

Büyük, bir karış boyunda (nerdeyse) gümüşler ve sardalyada çoğu zaman gayet iyi lüfer yemi olurlar.

Lüfer yeminde bakılacak husus, taze olmasıdır. Bu noktada balıkları iki gruba ayırabiliriz. Bir grup balıkların dokuları yumuşak ama boyuna örgülüdür. Yağlı oldukları için koaly parçalanırlar fakat kalıp gibi düzgündürler. Sardalya bir yere kadar, hamsi ise tamamen bu gruba girer. Bu balıkların kaslı kısımlar zor dağılır.

Eminim bu zor dağılmayı duyan işin ustaları "Hadi yaa.." diye geçirmişlerdir içlerinden. Hamsi, kolay parçalanan ama zor dağılan bir balıktır. Suya girince, su dokularının arasına nüfuz edemez. Böylece dokuları hidroliz olmaz. Suda eriyip gitmez. O nedenle, taze, günlük olmak kaydıyla, halden alıncak hamsi gayet iyi netice verir. Velakin, su, bilhassa tatlı su değmemiş, beklemekten karın bölgesi erimemiş olması gerekir. Sindirim enzimleri balık ölünce balığın kendini sindirmeye başlar. Bu hamsi için çok dramatik olur. Hamsi çabucak eriyip gider.

Ama taze, yeni gelmiş hamsiler diğer yemlerin tazesinin yokluğunda iyi bir alternatiftir. Halden yem alacaksanız, istavrit yerine hamsi tercihi daha iyi olur. Elbette olayın boy, pos meselesi başka bir mesele.

Diğerleri ise, ters bir soruna sahiptir. Bilhassa istavridin kasları dikine yerleşiktir. Bu ise, kaslar arası boşluklara neden olur. İstavrit çok taze değilse, daha yeni ölmüş değilse, bu kasları kolayca dağılır. İçine sirayet eden su, liflerini parçalar ve yeminiz sümük gibi bir şey olur. Hiç randıman vermez.

Zargana ise, düz çizgili ve boyuna kaslara sahiptir. Bu ise son derece elastiki olmasına yol açar. Suda kolay dağılmaz ve diri halini uzun süre korur. Diğer yandan çok parlak olan derisi, lüfer için çok etkili bir cezbedici vazifesi yapar.

Tüm yemler için asli unsur, tazeliktir. Diğer yandan balıklar öldükten sonra suyun içinde çabucak erimeye başlar. Etleri pörsür. Onları nemli bir şekilde saklamak gerekir. Kovada tutulmamalıdırlar. Bir diğer husus ise, özellikle tatlı su değmemiş olmasıdır. Bu halden yem alacaklar için önemli bir husustur. Tatlı su, balığın hücrelerini hidroliz eder ve parçalar.

Bu hususlara dikkat ederek alacağınız yemin, etkili olmaması mümkün değildir. İlk bakacağınız şey, yemin türü olsun. Zargana bu hususta, yani halden alınma durumunda iyi bir tercihtir. Fakat taze olmalıdır. Eğer bulamıyorsanız, taze değilse, çokca su görmüşse, o zaman hamsi iyi bir tercih olabilir. İstavrit, izmarit, kefal ise halden alınan hali genelde çok kötü bir tercihtir.

Bu bilgiler ışığında olan yemlerden seçimimizi yaptıktan sonra sıra yemi hazırlamaya gelir. Bunun için yemin ölüm sonrası hallerini bilmek gerekir. tüm canlılar ölümdne sonra kaslarında şişmeye yol açan bir sürece girerler. Bu durumda yem kazık gibi olur. Bu, hal, yemin yem olmak için uygun olmadığı bir haldir. Çünkü, yaprak çıkarınca, yem dışarı kıvrılacaktır. Boru gibi, kurumuş yaprak gibi bir hal alır ve etli kısmı dışarı bakar. Lüfer buna yüz vermez.

Bu durumda en iyi çözüm bu halin geçmesini beklemektir.

Yemi yaprak olarak kesmeden evvel, basit bir önişlemden geçirmek son derece faydalıdır. Yemi avcunuza koyup, hafif hafif alkışlar gibi yaparak dövün. Veya bıçağın sapıyla hafifçe dövün. böylece dokular arası gevreklik sağlarsınız. Yeminiz daha elastiki, kımıl kımıl olur. Abartıp yemi ezmemeye, hırpalamamaya dikkat edin.

Yaprak keserek elde ettiğiniz yemin önemli bir sorunu vardır. Balıklar silindir, koni gibidir. Kesilince Deri kısımları lastik gib, sert olduğundan kendini kasar. Yemin karın kısmı ortası kalın bir kesit alır. Keskin bir bıçak, tercihan maket bıçağıyla yemin bu karın tarafından, iç ortasında bir miktar eti çıkarın. Yani orayı inceltin. Keserken, ne kadar ince keserseniz, o kadar iyi bir yeminiz olur.

Yemin kenarları eciş bücüş olmamalı, gayet düzgün kesilmelidir. Beceremediyseniz, ki ben beceremiyorum, makasla veya bıçakla yemin kenarlarını rötuşlayın, düz, olsun, girintili çıkıntılı olmasın.

Yeminiz içinize sinmeli. Gel beni ye demeli size bile. Yemle olabildiğince az oynayın. bolca alıştırma yapın. Tek seferde düzgünce kesecek alışkanlığı sağlayın. Yemin bir puluna bile zarar vermemek hedefiniz olsun.

Ama yem ne kadar süper olursa olsun, bir sorun vardır. Yem, balığı çekmek içindir. Balığı tutmak içinse takıma ihtiyaç vardır. Yeminizin güzel olması, takımınızın o güzelliği muhafaza etmesini gerektirir.

İyi bir lüfer takımı, yemi bozmadan, o güzel haliyle lüferin önüne koyabilmelidir. Yemde elsatikiyet, kımıl kımıl olma asli unsurdur. böylece yemin yılan gibi hareket etmesi mümkün olur. Bu hareket, çevreden gelen ışığı her yöne yansıtır. Bu nedenle yeminiz suda bir flaşör gibi görünür olur. Diğer yandan canlı br balık gibi hareket hissi verir.

Takımda bu kaliteyi sağlamak aslında zor değildir. Velakin bir sorun vardır: Lüferin pek keskin dişleri. Takımı öyle yapacaksınız ki, dişlere de dayanacak. Klasik yöntem, iğneleri çelik tel veya kalın bir misina üzerine bağlamaktır. Ama bu yöntem randımanlı değildir.



Yemin hareketli olmasını sağlamak için takımın iki hususu yerine getirmesi şarttır. Öncelikle, yemi alın (hayalinizde) bir yay gibi, hafif bir hilal gibi şekle getirin. Yemin iç kısmı büzüşecek, dış kısmı ise uzayacaktır. Yemin doğal hareket etmesini istiyoruz. İğneleri taktık. Eğer iğneler yemin bu iç/dış uzamasına müsaade etmiyorsa, yem o kıvrılma hareketini yapamaz. Bu da bize şunu gösterir: Takım yemle birlikte hafifçe uzayıp kısalabilmeldir.

Yemi hareket ettirecek güç, flutter etkisi denen akışkanın her iki yanda aynı hızda hareket etmemesinin türbülansı vs. vs. gibi karışık bir hidrodinamik meseledir. Detayını boş verin. Bize lazım olan bu hareketi sağlayan etmenin çok hafif bir kuvvet olmasıdır. Takım yeme direnmemeli, en hafif kuvvette bile yemin serbestçe hareket etmesini sağlamalıdır.

Eğer bu dalgalanmayı artırabilirseniz, yemin etkinliği de o oranda artar.

İşte klasik takımlar bu etkileri veremez. Yukardaki resme bakarsanız, iğnelerin yemin uzayıp kısalmasını takip edebilecek boşluğa sahip olmadığını görürsünüz. Ayrıca o kalın misina dişlerden etkilenmez ama, yemin kıvrılamk istemesi halinde ona yaslanıp hareketini engeller. Şimdi şu takıma bakalım:


İğnelerin fırdöndüyle bağlanmış olması onların serbest kalmasını sağlar. Takım ilk bakışta yemin uzama/kısalma hareketine imkan verecek gibi görünür. İğneler son derece rahat durduğundan, yemin hareketi çok çok daha az engelle karşılaşacaktır.

Velakin pratikte bu pek bir şeyi değiştirmez. Neden, nasıl? İğnelerin saplarının uzun olmaması, yılan gibi kıvrılacak (öyle istenen) olan yemin küçük dalgacıklarına direnç gösterecektir. Diğer yandan iğneler uzun, fırdöndüler vs. de olduğu için, burada bir ağırlık sözkonusudur. Bu ağırlık yemin üzerine biner ve onu kasar. Bu takım bir öncekinden çok çok daha iyi olsada, istenen hareketliliği veremez.

Şimdi de şu takıma bakalım


Biraz yakından bakalım

Görüleceği gibi, tellerin iğne/diğer tel ile birleştiği noktalarda geniş boşluklar mevcut. bu yemin uzama/kısalma hareketini en az etkileyecek olan durum. Diğer yandan iğneler kısa ve aradaki teller çok daha ince. Bu ağırlığı azaltır, yemi kasmaz. Diğer yandan kıs iğne ve parçalar, küçük dalaga hareketi kıvrımlarını sönümleyecek düz bir alan oluşturmaz. Böylece yem olabileceği kadar doğal hareket edecektir.

Kendi yaptığım gözlemlerde, bu takımın yemin hareketini hiç takım yokmuşçasına rahat bıraktığını farkettim.

Peki o mantar neci mantar? Bu mantarın bir kaç önemli görevi var. Birisi şu. Uç tarafına dikkat edin. İç bükey bir kesit göreceksiniz. Bu şekil, mantarın akıntıyı daha fazla almasını sağlar. Mantar yatay durmaya zorlanır.

Diğer yandan kavis nedeniyle akıntı mantarı oynatmaya başlar ki, arkadaki yeme iletilen bir dalgalanma hareketi oluşturur. Bu harekette zaten bizim aradığımız şeydir. Fakat gerek bu kesit, gerekse yemin kendi dengesizliği bir ters soruna sebep olur. Yem akıntıyı görünce döner. Dönen yeme de lüfer itibar etmez. Manatarın içindeki küçük bir kurşun, ağırlık sağlayarak makul bir akıntıda yemin dönmesini engeller. Daha çok akıntı olan yerde daha büyük bir kurşun sorunu çözer.

Bu takımın bir diğer özelliği ise, yemin iğnelerle tutturulmamasıdır. Kaşık kafalı takım (üstten ikinci resim), kaşık üzerinde ikili iğne ile gelir. Yem bu iğnelere takılırki, diğer iğneler yemi taşımak durumunda kalmasın. Aynı yöntem bu takımda uygulanabilir. Fakat ikili iğneyi bu takıma adapte etmek güçtür. Bunun yerine buraya bir tel koyarız. bu tel ile yemi sabitleyip iğnelere iş düşürmeyiz


Pratikte, takımın iğneler kısmını alıp, mantarı atarak kaşık kafa eklemek ve kullanmak mümkündür. Fakat mantarın bahsedilen faydaları genellikle daha iyi netice verir. Bu kaide değildir, bazen iğneleri bu şekilde yapılmış kaşık kafalı takım daha doğal göründüğü için daha iyi verim sağlayabilmektedir.

Yemin takılması ise şöyle yapılır

Yem, bağalam noktasına (misinaya) göre kenarda kaldığı için, suyun içinde dış deri tarafı aşağıya, zemine bakacak şekilde duracaktır. Buradan, yani alttan gezen balığın göreceği yem ise şuna benzeyecektir


Yemni kenarlarına dikkat edin. Bu tırtıklar yemin kalitesini önemli oranda düşürür. O gibi yerleri güzelce düzeltmek, o fazlalık yüzgeçleri vs. kesip atmak çok faydalı olur.

Dikkat edilecek hususlar şunlardır. Kuyruk kısmında iğneden sonra ne kadar boşluk bırakırsanız, o kadar çok vuruş alırsınız. Ama ne kadar çok boşluk varsa, o kadar çok yem kestirir, kuyruğu kaptırır boş çekersiniz. Orta yol, hırsızın geçtiği delikten kuyruğun ucuna kadar olan kısmın, tutacağınız lüferin boyunun 1/6'sından fazla olmamasıdır. Lüfer için 5-6 cm, çinekop için 2.5 - 3 cm. vuruş oranı bu pay çoğaldıkça artsa da, bu çok anlamlı bir artış değildir. %10 - %15 kadar fark getirmektedir.

İğneler arasındaki mesafede 1/6 boydan daha fazla olmamalıdır.

Misina olarak, lüfer için 0.20 veya 0.25 FC misina kullanabilirsiniz. İnce gibi, doğru. Ama ince takım, avcı takımdır. Nokta. Ben balığı yok denen yerde size getirecek takımı tarif ediyorum. Onu yakaladıktan sonra çekip çıkarmak size kalmış. Balığı kullanın, zorlamayın. Ve dua edinde, bir ikinci lüfer daha takılmasın. Bunu hissedin, bırakın birbirlerini yorsunlar. Çekmek isterseniz kopabilir. Tek seferde iki lüfer bu takımda sıradan bir olaydır.

Ama balık bol, gani altınızda. Daha kalın bir misina, 0.28 - 0.35 FC takıverin o zaman. Yada hazır daha kalın birini yedekte bulundurun.

İğne seçerken, kıyıdan avlanırken, resimdeki gibi ucu içeriye bakan bir iğne daha iyi netice verir. İğnenin ağız açıklığı yemin kalınlığından en az iki kat fazla olmalıdır. İğne ne kadar ince iğne olursa o kadar iyi netice verecektir. Tabi ince iğne açılmaya, kırılmaya namzettir, bu husus akılda tutulmalıdır.

Tekneden avlanıyor ve yemi gezdiriyorsanız, o zaman ucu düz, Özellikle Mustad 277F gibi, ikincil olarak umi tanago ve keiryu gibi iğneler daha iyi netice verir. Özellikle keiryulara ektra ince olmakla çok daha avcı olabilir. Kısa pala iğne burada anahtardır


Kısa pala olarak bulunabilen uygun iğneler genelde Chinu, Keiryu, iseama gibi modellerdir. Sazan işinde başarılı olduklarından piyasada bunlardan bolca bulunur. Diğer yandan bazı japon markalarının beak (gamakatsu LS-5314) modeli de deliği düzeltilerek kullanılabilir.

Keiryu ve bilhassa chinu modelleri ise, aslen misina ile bağlanacak şekilde düşünülmüştür. Delikleri hafifçe dışa doğru bakar. Penseyle, tercihan biraz ısıtıp deliği düz duracak, hatta hafifçe içe bakacak şekle getirmek iğnenin başarısını dramatik şekilde artırır. Bilhassa zargana ve istavrit gibi sert etli yemlerde bu dışa eğik delik, vuruşların netice vermemesinde son derece kötü etkilidir.

Iseamalar ise, en kısa pala iğnelerdir. Fakat pek kalın ve sağlamdırlar.

İnce, ince ince diyoruz, isemaya kalın diyoruz. Nedir bu pimpiriklik bu kadar?

Kalın iğne, balığın damağına daha zor oturur. Kısa pala iğne uzun palalar kadar derinden darbe yapmaz. Bu nedenle lüfere iğneyi geçirmek daha zor olur. İnce iğneler, daha kolayca saplanabildikleri için bu hususta çok daha etkili olurlar. Yoksa, lüfer avınız bir geleneksel lüfer besleme festivaline dönebilir.

Ucu içe bakan iğnelerde sert ve budur dedirtip derin bir mutluluk veren o ilk vuruşta genellikle işlem tamam olur. Bilhassa japon iğnelerde damak zayıf olduğu için kolayca alt çeneye oturuverirler. Balığın yemi aldığını hissedince  tasmayı sakince, çok hızlı, sert davranmadan çekerek atın. Eğer düz, paralel uçlu iğne kullanıyorsanız, balık vurunca hemen sizinde tasmayı vurmanız lazım gelebilir.

Takım olarak gezer kurşunlu takım kullanmak, hem kıyıdan, hemde tekneden en iyi neticeyi verir. Uzun olta stili olarak tekneden kullanımda gayet başarılı olacaktır. Fakat çoğu zaman yemi alışılagelenden biraz daha yukarda tutmak daha etkili olabilmektedir. Kurşun ile köstek arası, klasik uzun oltada bir karıştır. Bu yemin dipten bir iki karış yukardan gelmesine yol açar. Eğer bu takımı biraz daha yukarda tutarsanız, daha fazla görünebilir olacaktır. Klasik takımlarda nerdeyse burnuna çarpan yeme bakmayan lüferleri görünce la havle çekmiştim. Fakat bu gibi takımlarda genelde balık hemen hiç dayanamaz, saldırır. O yüzden yemi lüferin gözüne sokmanız gerekmez. Bir iki boy yakınında olması kafi gelir.

Kıydan kullanımda ise mantar kritik önem taşır. Çünkü mantar yemi yukarda tutarken öyle dengeli olmalıdır ki yemi aynı zamanda yatay tutabilmelidir. Mantarların bu şekilde optimizasyonu da, zaten gene pehlivan tefrikası gibi uzayan bu başlığa fazla gelecektir.

Neden uzun uzun yazıyoruz? Çünkü işin ıvır zıvırı çok. Ama balık az. Elimizden geldiğince detaya girerek, bildiğimiz kadarıyla, olası hataları vs. önleyip, başarısızlık durumunda kabahati balığa atmadan önce nerde yanlış yaptığımızı görebilmeyi sağlamak istiyoruz. Diğer yandan "amanda lüferin yemi zarganadır, budur" gibi motamot açıklamalar, zargana olmadığı gün hiç bir şey ifade etmez. Bu yüzden yemin, takımın vs. özelliklerini vs. anlatmak, neyin ne olduğunu iyi kötü ifade etmek, elde olan imkanlar arasında en iyisini seçebilme kabiliyetimizi daha artıracaktır sanıyorum.

Umarım lüfer severler faydalı olur.
ALINTI
Cebrail Erdogan
Konya-isvec 1977
Bazen
Fırtınalar iyi gelir insana tekneni biraz yıpratıtır ama güvertende hiç pislik bırakmaz.




 

ForumPortal 2.3.3 © 2012, ForumPortal