[/url]

Gönderen Konu: ATMACA  (Okunma sayısı 2405 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cebrail ERDOGAN

  • Yönetim
  • Avdayız Üye
  • *****
  • İleti: 844
  • Cinsiyet: Bay
    • avdayiz
    • E-Posta
ATMACA
« : 03 Mart 2012, 11:17:58 »
ATMACA
Gündüz yırtıcı kuşlarının çeşitli yöntemlerle yakalanması, eğitilmesi ve bunlarla av hayvanlarının avlanması eğlemini Yırtıcı kuş avcılığı olarak tanımlıyoruz. Bu avcılığa, kullanılan kuşun ismine göre atmacacılık, doğancılık, şahincilik gibi isimler verilmektedir.



Yırtıcı kuşlarla avcılığın tarihi çok eskilere dayanmaktadır. İnsanların hayvanları evcilleştirdiği veya eğiterek kullanmaya başladığı zaman kuşlarla avcılığın, başlangıç tarihi olarak kabul edilmektedir.

Yırtıcı kuşlarla avcılık Türklerin geçmişinde şimdi olduğu gibi çok önemli yer tutmaktadır. Ancak en yaygın olduğu zaman dilimi Osmanlı imparatorluğu dönemidir. Gerçektende Türklerin tarihinde avcılık önemli bir beslenme, eğlence ve savaşa hazırlık aracıydı. Türk ülkelerinde yapılan büyük avların Avrupa ülkeleri ile kıyaslanamayacak bir ihtişamı vardı. Hatta bu avlara yırtıcı kuşlarla kadınlarında katıldığından söz edilmektedir. Avcılığın Türlerin hayatındaki önemini Oğuz boylarında görmek mümkündür. Oğuz boylarının her birinin kendilerini ongun (totem) olarak birer yırtıcı kuş seçmeleri, avın dini inançlarla olan bağlantısını da göstermektedir. Şahin, kartal, atmaca vb. kuşlar aşiret halkından saygı görür ok atılmaz, avlanmaz ve eti yenmezdi. Oğuz Han'ın ongunu olarak seçilen tuğra kuşu somut değil, efsanevi bir varlıktı ve gelecekte Osmanlı Hükümdarlarının mührüne de adını verecekti.



Günümüzde ise Dünyada göç yolları ve konaklama yerlerinde bulunan ülkelerde İtalya, İngiltere, Avusturya, Tunus, Moğolistan, Kırgısiztan, Özbekistan, Gürcistan ve Türkiye de yırtıcı kuşların eğitimi ve bunlar vasıtası ile avcılık bir nevi tutku şeklinde geleneksel avcılık olarak devam etmektedir.

Atmaca avının iki nedeni vardır. Bunlardan birincisi bu iş yalnızca yaz aylarında (çünkü diğer dönemler yumurtlama ve yavrularını büyütme zamanlarıdır) ve tümüyle dağlarda, doğanın içinde yapılabildiğinden; doğayla baş başa kalmak isteyenler için ideal bir ortam oluşturmasıdır. Tatil günlerini bu zamanlara ayarlayan yöre insanları, günlerinin çoğunu bazen da tümünü dağlarda geçirirler.
Atmacalığın bir diğer amacı da bıldırcın yakalamaktır. Ama iş bıldırcın yakalama zamanına gelinceye değin çok uzun aşamalardan geçilir.
İlk iş mısır ekimi yapmaktır. Temmuz aylarında mısır ekimi yapılır. Çekirge en çok da bu mısır koçanlarının arasında bulunur. Bunları yakalamak son derece kolaydır. Çekirge yakalanır, belinin ortasından bir iple bağlanır. "Ragi" denilen küçük ve özel bir kafesin içine konulur. Kafesin dışı, tümüyle inek kuyruğundaki kıllardan yapılmış tuzaklarla doludur. Çekirge kafesin içinde belinden ipliğe bağlı olarak ve havada asılı olarak tutulur. Böylece açık bir alana bırakılır. Çok geçmeden bir atmaca kuşu (ciceğen) çekirgeyi yemek için ragiye konar. Konmasıyla birlikte de yakalanmış olur. Burada çekirgenin yerini "ğvapa" ( diğer adı "lakoti" ) da alabilir. Bu, büyükçe bir böcek türüdür ve toprağı eşeleyerek gezer, topraktan beslenir. Özellikle de yumuşak toprakları sever. Bu yumuşak toprakların içinde nerelerde daha çok yaşadığını yöre insanları bilir.

Bunlar yakalanır, belinden ipe bağlanır ve raginin içine asılır. Ayakları toprağa henüz değecek biçimde bir ipliğe bağlıdır. Sürekli toprağın içine girmek için çabalar.

 Onun bu çabaları, atmaca kuşu 'nun dikkatinden kaçmaz. Sonunda onu avlamak için raginin üstüne konar, ancak kendisi yakalanır. Artık elimizde ikinci gereç de tamamdır. Sıra atmaca kuşunu eğitmekte ve onunla da atmaca yakalamaktır.


 Atmaca kuşunun önce eğitimi gerekmektedir. Kuşun 1.5 m. uzunluğunda tümüyle düz bir çubuk üstünde sürekli olarak oturması gerekmektedir. Çevresinden korkmaması için de gözkapaklarının üstü özel bir maddeyle kapatılır. Böylece kuşun yalnızca aşağıları görmesi sağlanır.


Bu olay her zaman için yapılmaz. Yalnızca atmaca avına çıkıldığı zaman uygulanır. Kuşun tüm zamanları çubuğun üstünde geçer. Zaten kendisi de kuru ağaç dallarında yaşamayı sevdiğinden sorun da olmaz. Burada yemlenir. Yemlenme dediysem de, et verilir. Çünkü bu kuş, etoburdur. Onu beslemek için başka serçe türleri öldürülür ve atmaca kuşunun çubuğuna, temizlendikten sonra bağlanır. Kuş buradan beslenir.
Sıra gelir bu kuş aracılığıyla atmaca yakalamaya. Yalnız, bunun için başka gereçlere de gereksinim vardır. Atmaca dağlarda, sırt boylarından geçer. Yere son derece yakın olarak uçar. Avını kilometrelerce uzaktan görür. Son derece hızlı olarak avına yaklaşır ve saldırır.
Bu aşamada insanın ortada gözükmemesi gerekmektedir. Bunun için de sırt boyunca bir yerde, tümüyle doğal görünüşlü bir yer yapılır. "Tente" denilen bu yerin içinde insan vardır. Buradan atmacagözetlenir.Atmaca her yılın Ağustos ve Eylül aylarında Gürcistan tarafından Karadeniz kıyısı boyunca batıya doğru hareket eder.

Bu göç yönü ve tarihi hiç değişmez. İşte tentelerin gözetleme yerleri, doğuya doğru olarak dönüktür ve atmacanın yolunu gözler. Yine atmacanın geliş yönüne göre, genellikle 2x3 m. ya da daha farklı boyutlarda ağ gerilir.
Avcılar atmacayı havada uçarken, ne kadar uzakta olursa olsun tanırlar. Diğer onca kuşun arasında olması, onlara benzemesi ve uzaklık onlar için hiç fark etmez. Uzaktan atmacanın görülmesi durumunda, gözlerinin üstü kapalı olan atmaca kuşu çubuğun üstünde olarak tenteden dışarıya çıkarılır. En ileride atmaca, sonra ağ ve onun arkasında da atmaca kuşu vardır.
Kuş çubuğun üstünden kaçırılır. Kaçırılır dediysem bir karış kadar. Ayaklarından bir iplikle çubuğa bağlıdır. Sağını solunu da göremediğinden yalnızca altındaki çubuğu görebilir. Ve çubuğa konmak ister. Bunu da yapamaz çünkü çubuğu tutan insan eli, çubuğu sürekli oynatmaktadır. Burada insanın amacı, kuşun sürekli olarak uçmasını ve atmacanın da bu uçuşu görmesini sağlamaktır.

 Gerçekten de atmaca uzaklık ne kadar olursa olsun, avının harekelerini görür ve kilometrelerce öteden avına saldırmak için hızlanır. Göremediği ya da belki de görüp de önemsemediği bir şey vardır, o da kendisiyle kuşun arasında gerili olan ağ. Hızla kuşa saldıran atmaca, gelir ve ağa takılır. Bu geliş öylesine hızlıdır ki, bazı avcılar çok dikkatli olmalarına karşın, atmaca kuşlarını atmacaya yem etmekten kurtaramazlar.                                                             

 Bazen da atmaca ağı iyice fark eder ve ağın arkasından dolaşarak kuşa saldırır. Tüm bu olaylar bir kaç saniye içinde olduğundan avcı kuşunu kurtaracak zamanı bile bulamaz.
Sonunda atmaca da yakalanmış olur. Avcı önce bir sevinç narası atar.



 Bu yalnızca yöreye özgü olan özel bir haykırış türüdür. Ardından eğer belinde silahı varsa -ki hemen hemen hepsinde vardır- ve yakaladığı atmaca da iyi bir atmacaysa havaya ateş eder.Böylece herkese zaferini iletmiş olur Bu zafer her avcı için her gün bir kaç kere olabilir. Yakalan atmaca iyi bir türden değilse hemen serbest bırakılır.

 İyiyse bir mendile özel bir biçimde bağlanır ve merkezi tenteye getirilir. Buralar bir kaç avcının birlikte kaldığı merkezi yerlerdir. Buralar da ormanın içinde ağaçlardan yapılmış, yanları ve üstü eğreti otlarıyla kapatılmış, tümüyle doğal olan barınaklardır. Tabii ki içinde ve çevresinde en çok da, avlanan atmacalar bulunur.


Bütün bunlardan sonra işin belki de en zevkli yanı olan, vahşi bir atmacanın evcilleştirilmesi gelir. Buradaki evcilleştirme hiçbir zaman sözcüğün gerçek anlamıyla evcilleştirme olmaz. Burada anlatılmak istenen atmacanın sahibinden korkmamasıdır en fazla. Atmaca öylesine vahşi bir canlıdır ki, hiç bir zaman, hiç bir koşulda evcilleşmez. Yukarıda söylediğim anlamda evcilleştirmek için önce bağlanması gerekir. Bu iş, ayaklarına özel ipler bağlanmakla olmaz. Çünkü o zaman uçuşa geçtiğinde ayakları çıkar. Bunu önlemek için bel bağı denilen ve kanatla boynundan geçen özel bir bağ kullanılır.

 Ayrıca ayaklarından da özel bir dengeyle buraya başka bir bağ getirilir. Sonuçta kendisine zarar verilmeksizin kuşun kaçması engellenmiş olur. O belgesellerden ya da filmlerden izlediğiniz gibi atmacanın kola tünemesi sağlanır. Bu aşamada kolun çok iyi korunması gerekmektedir. Çünkü en küçüğü 1.5 cm. olan pençelerinin deriye geçmesi durumunda, deriyi kurtarmanın yolu yoktur.

Pençeler deriyi delik deşik eder. Korkar, acı duyarsanız ya da bunu belli ederseniz, atmaca daha fazla ürker ve daha fazla pençesini batırır. Bu nedenle acıya dayanarak derinizi kendiliğinden bırakmasını beklemekten başka seçeneğiniz yoktur.
Atmaca başlangıçta hep kaçmak ister, siz onun alır kolunuzun üstüne oturtursunuz. Yine kaçar. Ancak zamanla kaçamayacağını anlar ve durumu kabullenir.
Sıra onu doyurmaya gelmiştir. En çok sevdiği yiyecek de pişmiş yumurtanın sarısıdır. Doyurmayı siz kendi ellerinizle yaparsınız. Ters bir hareketiniz, yumurta yerine parmaklarınızı gagalamasına neden olabilir. Onu beslemeniz, size biraz daha yakınlaştırır.
Bunların dışında yazıda anlatılamayacak başka türden eğitimler de yapılır. Bir kaç gün içinde atmaca, yine vahşidir ama en azından sahibinden korkmamakta ve ani hareket etmedikçe ondan kaçmamaktadır.



 Doğada atmacaya benzer birçok kuş türü vardır. Atmacanın özelliği gözlerinin içinin tam anlamıyla sapsarı olmasıdır. Ayrıca, erkeği dişisinden daha küçüktür. Bu nedenle yalnızca dişisi yakalanır. Diğerleri ya hiç yakalanmaz ya da hemen serbest bırakılır.

 Atmaca yalnızca yumurtayla doyurulmaz kuşkusuz. Kendisinden küçük her tür kuşu yer. Bu yeni ölmüş ya da canlı olabilir. Bazen avcılar başka bir biçimde yakaladıkları bir kuşu atmacanın önüne atarlar. İşte gerçek anlamda doğanın acımasızlığını ve vahşetini orada görürsünüz. Atmaca avını öylesine zevkle, hızla parçalar ve öldürür ki, gözlerinize inanamazsınız. Çoğunlukla "keşke görmeseydim" der insan.
Atmaca böylece yakalandıktan ve eğitildikten sonra sıra onunla bıldırcın avlamaya gelmiştir.
Bıldırcınlar Karadeniz'in kuzeyinden gelirler. Denizi aştığı için yorgundurlar ve ilk kara parçasına konarlar. Özellikle yağmurlu ve gök gürültülü havalarda denizin önündeki ilk toprak parçasına bile konarlar. Bu gelişleri çoğunlukla gece olur.

Yağmurun geçmesine dek kondukları yerde kalırlar ve hiç hareket etmezler. Bıldırcınları avlamanın bir çok yolu vardır. Atmacayla avlamak bunlardan yalnızca biridir. Günün çok erken saatlerinde avcılar kollarında son bir gündür aç bıraktıkları atmacaları (aç olmazsa saldırmaz), ellerinde uzun çubuklarıyla dolaşırlar. Çubuklarla çimlerin üzerinde gezerler. Eğer orda bıldırcın varsa korkar ve hemen havalanır. Havalanmasıyla birlikte atmaca da arkasından uçurulur. Çok az da olsa istisnaları olmakla birlikte, atmaca bıldırcını mutlaka yakalar ve ilk gördüğü dala ayaklarında bıldırcın olarak konar. Avcıya düşen iş, parçalamadan gitmek ve ayaklarından bıldırcını almaktır. Bu iş bazan saatlerce sürebilir. Çünkü atmaca ne avını vermeye niyetlidir, ne de öyle kolayca yakalanacak yerlere konmaya. Ayaklarına bağlı olan kısacık iple yakalanabilir ancak. Tam yanına yaklaşırsınız, uçar.Bir uçmasıyla birlikte yüzlerce metre uzağa gidebilir. Siz de arkasından.


Tüm bu iş avcılıktan çok, doğayla yaşamanın bir yoludur Doğu Karadeniz'de. Her avcının sonuçta yalnızca bir atmacası olur öve onu ertesi yıla kadar saklar. Bunlara "tüylek" denir. İşine yaramayanları ve fazla yakaladığını salıverir. Avcıların en dikkat ettikleri şey, neslin tükenmemesidir. Bir avcının bir yılda yalnızca bir adet yakaladığını ve atmaca avının gerçekten zor koşullarda ve ortamlarda yapılması nedeniyle herkes tarafından yapılmadığını göz önüne alınsanız, bu korumanın boyutlarını da anlayabilirsiniz.

 Bu nedenle bölgede belki de yüzyıllardır bu av yapılmasına karşın, neslin tükenmesi söz konusu olmamıştır.
Bir diğer konu atmacanın örneğin yumurtadan çıktıktan sonra, ya da yavruyken yakalanmamasıdır.Çünkü bu iş, atmaca avcılığının ahlakında yoktur. Bu avcılıktaki amacı oranlarsak, bıldırcın yakalamak çok küçük bir oranda kalır doğrusu.


Amaç çoğunlukla doğada, dağda yaşamaktır. Amaç, o ortamda bulunmaktır. Gündüzleri av peşinde olmaktır. Geceleri hep birlikte içki içmek, türküler söylemek, horon oynamak, eğlenmektir. Bu nedenle avladığı atmacayı yaşadığı kente götüremeyecek olan insanlar, kente dönüşlerinde kuşu salıverirler. Çünkü yaşadıkları günlerdir onlar için önemli olan.
Atmaca avcılığı yapıldığı günler boyunca dağlarda yaşanır. Tentelerde elektrik bulunmaz. Televizyon bulunmaz. Hiçbir makine yoktur. En büyük teknoloji ürünü küçük radyolar ve dürbünlerdir. Bunun dışında her şey doğaldır ve doğal ortamda geçer. Kirlilik, gürültü, gazete, dert, tasa, yoktur. Musluk yoktur. Su, doğal kaynaklardan karşılanır. Tüm yiyecekler doğal ortamlardan elde edilir.


Atmaca kültürü yöre insanları için çok önemlidir. Atmacanın yalnızca dişisi yakalanır demiştim. Bunun da değişik türleri vardır. Renklerine göre ayrılan bu türlerin de iyisi kötüsü vardır. Bu renk ayrımı çoğunlukla boynundaki tüylerin renklerine göre yapılır. Dışarıdan bakan biri, hiç bir renk ayrımı göremez. Oysa oradaki bir tüyün hafif bir renk farklılığı, atmacanın niteliğini de belirler.

Atmacanın niteliği öylesine önemlidir ki, genç ya da yaşlı insan fark etmez, iyi bir atmacayı kolunda oturtup dolaşmak, bir onur kaynağıdır. Bu amaçla yörede yapılan şenliklerde mutlaka atmaca yarışmaları yapılır. Görüntüsü en iyi olan atmacaya ödüller verilir. İyi atmaca gururla dolaştırılır. Ömrünün herhangi bir döneminde atmacacılık yapmamış olmak, eksiklik sayılır.

Bu satırları okuyan çoğu kişi işi abarttığımı sanabilir ama, şunu da eklemek istiyorum. Sahibinin atmacasına öylesine bir bağılılığı vardır ki, atmaca hastalandığında çoğunlukla sahibi de bundan etkilenir. Mutsuz, sinirli olur. Atmacanın iyileşmesi için her şeyi yapar. Atmacasıyla o, bütünleşir. Asla atmacasını öldürmez. Günü geldiğinde salıverir.
İşin doğada yaşama yanını bir yana bırakırsak; bıldırcın yakalamak için atmaca, atmaca için atmaca kuşu ve doğada yaşam, atmaca kuşu için çekirge, çekirge için mısır ekimi. İşte ekosistem. Zincir nasıl da birbirine bağlı.
Alıntı: İlhan Civelek



Cebrail Erdogan
Konya-isvec 1977
Bazen
Fırtınalar iyi gelir insana tekneni biraz yıpratıtır ama güvertende hiç pislik bırakmaz.




 

ForumPortal 2.3.3 © 2012, ForumPortal